Okunan Makale:
Veganizm

Veganizm

Yazı Nevşin Mengü, Fotoğraf Robin Broadbent

Et yemek. Adına “et” deyince, insan yerken aslında ne yaptığını idrak edemiyor. Bir anlamda yediği şeye yabancılaşıyor. Aslında “et” dediğin şey, kalbi atan, korkan, mutlu olan, kendi dünyası, sevdiği sevmedikleri olan, bizim gibi etten, kemikten, kandan oluşan bir canlı. 

Bir canlının yaşama hakkına sahip olması için gerekli kriter, insana benzemesi midir peki? Yanıtı çok zor bir soru.

Kelime anlamıyla “et”, markette, paketli satılan ya da kasapta bütün halinde duran, isteğe göre parçalanan bir şeyi anlatıyor. Bu “şeyin” ne geçmişi var ne geleceği… Bir nesne, bir yiyecek… İnsanların tüketimi için hazırlanmış, üretilmiş, afiyetle yensin diye yapılmış. 

Ama şunu unutuyoruz: Et, aslında birinin bedeni. Bu yüzden belki de et ürünlerinin paketlerinin üzerine “Bu yediğiniz şey, öldürülmüş bir hayvandır” yazmak zorunlu olmalı ki insanlar ne tükettiklerini bilsin ve yaptıkları şeyin yükünü vicdanen taşısın. 

Aslında veganizmin -ki burada “izm” takısını bilerek seçtim- bir duruş olduğunu unutmamak gerekiyor. Veganizm, sağlıklı yaşam biçiminin ötesinde ahlaki bir duruş; bir hak mücadelesi meselesi.

“Hayvan eti bana yararlı, hayvan eti yemem lazım” paradigması tamamen yararcı bir bakış açısının sonucu. Ne var ki bu noktada “Sana yarayan şey başkasının hakkını gasp ediyorsa, onu ısrarla yapmak ahlaki midir” sorusunu yöneltmek gerekir.

Veganizmin ahlaki bir duruşu temsil ettiği gibi,  hayvansal ürün tüketmek de aslında başka bir duruşa karşılık geliyor. Hayvansal ürün tüketen kişi “başkasına acı, korku, ölüm verse de kendim için bunu yaparım” demiş oluyor. Veganizmi diyete indirgemek de aslında meselenin özünü kaçırmamıza neden oluyor. Hareket eden canlıların beyinleri var, çoğu memeli hayvanın beyni çoğumuzun sandığından daha gelişkin. Beyni olan canlılar, hissediyor, acı çekiyor, korkuyor, çocuğunu özlüyor, bir şeyi seviyor ya da sevmiyorlar. Bazen içgüdüsel bazen bilinçli olarak acıdan ve ölümden kaçıyorlar. Bu durum, bu canlıları birer birey yapmak için yeterli. Hayvansal gıda tüketmek, basitçe, bireyin hakkını  gasp etmek demek. Konuyla ilgili hukuki zemin oluşturmak için atılan adımlar var bugün.

Cecilia’nın hikayesinde olduğu gibi: Cecilia dişi bir şempanze, hayatında hiç toprağa basmamış, gerçekten hiçbir ağaca tırmanmamış. Arjantin’de Mendoza hayvanat bahçesinde yıllarca küçücük bir kafeste yaşamış. Bu küçük kafesi diğer iki şempanzeyle paylaşan Cecilia, onlar ölünce yapayalnız kalmış; yemeden içmeden kesilmiş. Bomboş bakmaya başlamış. Depresyona girmiş. Bir grup avukat bunun üzerine Cecilia için harekete geçer; doğuştan gelen hakları için mücadele eder ve kazanırlar. Cecilia’yı insan olmayan bir birey sayan Mahkeme onun doğuştan gelen haklarını da tanır. Yaban hayatı koruma alanı Sanctuário de Sorocaba’ya nakledilen dişi şempanze, artık kendi hayatına sahip. 

Zeynep Direk, Duvar gazetesine yazmış “Hayvanların düşünemiyor ve konuşamıyor oldukları için ahlakın konusu da olamayacakları; bir mal veya şeyden ibaret oldukları fikrine, ilk kez 18’inci yüzyıl düşünürü Jeremy Bentham itiraz etmişti. “Düşünüp düşünemedikleri, konuşup konuşamadıkları önemli değil; acı çekiyorlar mı, asıl önemli olan soru bu” demişti Bentham. Ahlaki kararlarımızı verirken acı çeken tüm varlıkların iyiliklerini hesaba katmamız gerektiğini öne sürüyordu. Onun takipçisi olan günümüz faydacı düşünürleri, hayvan etiğinin amacının hayvanların acısını azaltmak olduğuna inanıyorlar. Hayvanlar haklarını anlamaz, savunamaz ve yaptıklarından sorumlu tutulamazsa onların hakları olabilir mi? İlkelere başvurarak veya akıl yürüterek nasıl davranacağına karar veremeyen bir varlık yaptıklarından sorumlu tutulamayacağı için hayvanların ahlaki sorumlulukları yok. Hayvanları suçlayamayız, ama onların ahlakın dışında kaldıkları anlamına gelmez bu. Nasıl çocukların ve zihinsel melekelerini yitirmiş insanların hakları varsa hayvanların da hakları var. Hayvan hakları üzerine çok düşünen ve yazan Tom Regan’a kulak verelim: Hayvanlar başlarına gelenin farkındadırlar, kendilerine nasıl davranıldığını umursarlar. Akıl sahibi olmasalar bile bir hayatın öznesidirler. Bir bitki olmaktan çok daha farklı bir şeydir bu, çünkü ayrı bir birey olmak ayrı bir hayat yaşamakla ilgilidir.”

İnsanların, satın aldıkları et dolu ambalajların üzerine tam da bu pasaj yazmalı belki de.

Nevşin Mengü, DW Türkçe programcısı ve gazetecidir. 

Yorumları Gör (0)

Cevap bırak

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

© 2019 Port Magazine
Tüm Hakları Saklıdır.

Başa Git