Okunan Makale:
Uzayda ayrık otları

Uzayda ayrık otları

Yazı Fırat Yücel

Bilimkurgu filmlerinden biliriz, uzaya hep seçilmiş kişiler gönderilir. Kendi alanının en iyisi bilim insanları, mucit doktorlar… Uzay boşluğuna düşerken son anda geminin bir parçasına sımsıkı tutunabilecek zeki ve atletik figürler… Peki uzayın boşluğuna, seçilmiş kişiler değil de tam aksine “ayıklanmışlar” gönderilse ne olur? Dünyanın bünyesinden atılmak istenenler, artık gibi, fazlalık gibi görülenler boşluğa bırakılsa? 

İdam mahkumu bir grup insanın karadeliğe doğru yol alan bir uzay gemisine hapsedildiği Claire Denis’nin yeni filmi High Life bu soru etrafında şekillenen bir film.

High Life, bir yandan ‘uzay gemisi’ içinde geçen filmlerin klişelerini barındırıyor, bir yandan da seyirci beklentilerini boşa çıkarıyor. Söz konusu türe dair bildiklerimizi hatırlatıyor ama sonra “şimdi her şeyi unutun” diyor. Bu öncelikli olarak Denis’nin ayrık otlarını gemiye yerleştirmesiyle alakalı. Geminin dört duvarı arasında sıkışıp kalan “uzmanlar” değil de üremeyle ilgili bir takım deneyleri kendileri üzerinde uygulayan mahkumlar olunca, seyirci de kendini onlarla birlikte boşluğun içinde buluyor. Daha derin bir anlamsızlık ve hiçlik duygusuyla karşı karşıya geliyor. Zira uzayın derinliklerine uzanan yolculuk filmlerinde seyirciyi rahatlatan şey, özdeşleştikleri karakterlerin kendilerini hiçlikten kurtaracak gerekli bilgiye sahip olmalarıdır. O da yoksa, bir yapay zeka Stanley Kubrick’in 2001: Space Odyssey filmindeki HAL 9000 benzeri bir bilgisayar seyirciye eşlik eder; kuşkusuz belli ölçüde tedirginlik de yaratarak.

Eğer Stanley Kubrick’in 2001: Space Odyssey filmigibi, tasarımları ve felsefi derinliğiyle seyirciyi koltuğuna mıhlayacak bir film yapma iddiası yoksa ortada, uzay yolcuğu yıldız oyuncular da talep eder: George Clooney ile Sandra Bullock (Gravity), Matt Damon (The Martian) ya da hiç olmadı Sam Rockwell (Moon)…Önemli bir kısmı bir geminin klostrofobik ortamında geçecek bir yolculuğa tanınmadık yüzlerle çıkmak kolay değildir ne de olsa. High Life’ta da yıldız oyuncular eksik değil aslında. Daha önce David Cronenberg’in Cosmopolis’inde de rol alarak zor performansları da göğüsleyebileceğini ortaya koyan Robert Pattinson geniş bir genç hayran kitlesine sahip bir oyuncu. High Life’ın başrolü için biçilmiş kaftan. Aynısını Juliette Binoche için de söylemek mümkün. Hem çok tecrübeli hem de Denis’yle iki yıl önce Let the Sunshine In’de birlikte çalışmış bir oyuncu; yönetmenin beden diline önem veren sinemasına aşina. Ama High Life, yıldız oyuncuların varlığına rağmen izleyici için rahatlatıcı olmaktan uzak bir seyir izliyor. 

Öncelikle, Denis geminin dünya ile bağını neredeyse sıfırlıyor. Filmlerden bildiğimiz uzay gemilerine benzemeyen bir hücrenin içindeyiz ve dünyadan bir ses ya da işaret ulaşmıyor bu araca. Bu da dünyadaki hayatın sona erdiğine dair bir duyguyu, karakterler kadar seyirciye de aksettirmekte etkili oluyor. Nihayetinde High Life, Denis’nin önceki filmleriyle özdeş bir duygu bırakıyor: Bir yanda yoğun bir hiçlik duygusu var, diğer yanda da yoğun bir bedenen var olma duygusu; insan bedeninin ısısı, yaraları, cinsel güdüleri, yani son derece dünyevi münasebetleri. Geminin içinde dünyadan taşınmış cinsiyetçilik ve ırkçılık kodları varlığını sürdürüyor. Burası Tarkovski’nin Solaris’inde olduğu gibi bireysel paranoyaların yaşandığı bir halüsinasyon mekanı değil, normların, tabuların ve tahakkümün kendini yeniden var ettiği bir yer. High Life’ı en doğru tanımlayan ifade şu belki: Dünya’dan, gezegenden çok uzak bir yerde seyirciyi dünyevilikle yüz yüze getiren bir film. Bir bebeğin ağlayışı… Uzayın boşluğunda ergenliğini yaşayan, hayatta gördüğü tek insan babası olan genç bir kadın… High Life uzay filmlerinin “mürettebatın kurtuluşu” hikayesi içinde kaybolup yeterli vakit ayırmadıkları bu tür duygu alanlarına temas ettiği için etkileyici bir film. Nihayetinde Trouble Every Day’de vampir filmi türüne cinsel enerji yüklü bir yorum getiren Denis, insanın uzaydaki varlığına da beklenmedik bir yerden bakmayı başarıyor. 

Fırat Yücel, aylık sinema dergisi Altyazı’nın kurucusu ve güncel imtiyaz sahibidir.

Yorumları Gör (0)

Cevap bırak

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

© 2019 Port Magazine
Tüm Hakları Saklıdır.

Başa Git