Okunan Makale:
Modernin ustası

Modernin ustası

Modernin Ustası | Brett Steele

Yazı Brett Steele, Fotoğraf Frank Scherschel/The LIFE Picture Collection/Getty Images

Koltuklar, gökdelenler ve şöhret. 20. yüzyılın en büyük ve en ünlü mimarının yukarıdaki gözlemi, bir modern mimari aforizmasını oluşturan kelimelerden ziyade, Mies van der Rohe’un mantık dışı, alenen aksi ve kasten provokatif olan içgüdüsünü yansıtıyor. Kasvetli ve tarihi bir Avrupa şehrinin göbeğine gökten uzaylı cisimler düşmesine benzetebileceğimiz erken dönem örnekleriyle “deri ve kemik,” cam ve çelik mimarinin mucidi Mies, 20. yüzyılın en akılda kalıcı, çığır açan bina türü olan, cam gökdelenleri keşfetmişti; modern mimarinin en büyük cümlelerini (“az, çoktan fazladır” ve “tanrı ayrıntıda gizlidir” gibi) söylemesiyle ünlü olmuş bir kahin, öncü ve eğitimciydi.

Mies van der Rohe sağlığında, mimarların bugün hayal bile etmesi imkansız görünen; gerçek, yaşayan bir mimari tanrı haline gelmişti. Günümüzde “tanınmış mimarlar” ünlü tasarımcılardan ya da toplumda minör üne sahip entelektüellerden meydana geliyor; onlara, belirli bir üne, kendilerine has bir stile veya lifestyle dergiler ile diğer mimarlar arasında tanınmış bir isme sahip “starchitect’ler” denebilir. Ama diğer bir taraftan Mies, bambaşka bir etkiye sahipti: Tanınmışlığı ve nüfuzu sadece modern mimari kültürüne değil, aynı zamanda modern 20. yüzyıl şehirlerinin görünümü ve yaşam stili beklentilerine de karşılık veriyordu. Mies “o adam” idi: Binaların veya koltukların değil, başlı başına modernizmin tasarımcısıydı.

En büyük farkındalığı, bir projede, bir koltuğun -tıpkı bir fotoğraf veya iyi bir kumaş parçası gibi- ikonik bir gökdelenden önemsiz olmadığı idi. 

Mies’in görevi, birçok sıradan insanınkinden daha büyüktü: Modern mimariyi, bariz şekilde buna henüz hazır olmayan, kıymetini bilemeyecek ve kesinlikle içinde yaşayamayacak bir dünyaya getirmekti. Tabii ki bu engellerin üstesinden nasıl geldiği, Mies van der Rohe’un kariyerini etkileyici kişiliğinden veya birçok yüksek binasından daha yüce kılıyor. Çünkü 20. yüzyıl mimarisinin giderek profesyonelleşen dünyasında, Mies’in binaları ve mobilyalarının, modern mimarinin en ünlü ve etkili örnekleri haline gelmiş olması kendine özgü bir başarı.

Fakat onu asıl ön plana çıkaran, geniş çaplı etkisiydi: Yani iş, imar, ticaret ve kültür bağlamında şöhret ile itibarının yaygınlığı ve derinliği. Daima izinden gidilen ve sıklıkla öykünülen; sürekli eleştirilen ve nihayetinde fütursuzca kopyalanan Mies-vari mimari, imaj ve reprodüksiyonun –genel değerlendirme, eleştiri ve tartışmalarla- modern mimaride cam ve çelik gibi malzemeler kadar elzem bir hale gelmesine neden oldu. Toplum stille daha hızlı ilişki kuruyordu. 

Mies imaj yaratmanın, modern imajların reprodüksiyonunun ve yayılımının, modern mimariyi daha geniş kitlelere ulaştırmakta oynayacağı rolü erken fark etmişti. Başlarda bile projelerini sunmak için fotoğraf kolajlarını etkili bir şekilde kullanıp geleneksel mimari çizimleri ve sunumları reddetmesi, bunu tartışmasız bir ispatıydı. Mies için bir pavyon veya koltuğun tasarımı çok önemliydi çünkü bunlar Truva atları gibiydi; modern yaşam için gerekli olan nitelikleri gizlice aktarabilen araçlardı. 

20. yüzyılın başlarında Almanya’daki (Avrupa’nın önde gelen modern mobilya ve endüstriyel obje tasarımcılarını bir araya getiren) Werkbund sergilerine katılan tüm mimar ve tasarımcılar arasından, koltuklarının ve diğer objelerinin telifini ve patentini alarak tasarımlarını korumak isteyen tek kişi Mies idi. Çünkü bu objelerin, eninde sonunda, kendi kimliği ve itibarını oluşturmakta önemli rol oynayacağından emindi. Tasarım dünyasının “fikri mülkiyeti” korumanın önemini kavramasından on yıllar önce, modern dünyada gerçek değerin nerede yattığını gören Mies oldu: Gerçek değer, pahalı malzemelerde (eserlerinde belirgin şekilde görülen mermer, paslanmaz çelik, pahalı deri gibi) değil, tasarım fikirlerindeydi.

Ancak bugün Mies’i değerlendirmek için onun başarısıyla ilişkilenen ikonoklast tasarımları ve pahalı malzemeleri yetmiyor; türlü yollara başvurmak gerekiyor. Öncelikle Barcelona Chair’de oturmak veya Neue Staatsgallerie’yi Berlin’in kaotik şehir havasından uzaklaştıran yüksek kaide üzerinde durmak gibi… Çünkü bu farklı türdeki örnekler modern mimariyi bugün bile insani, neşeli ve saygın kalan bir mizaçla anlatıyor. Ama günümüzde Mies’ten çıkarılacak ders tarihselliğinde yatıyor. Ve 2018 yılında Mies bizim için belki de kendinin hiç kabul edemeyeceği bir anlam taşıyor: Mies, tarihten bir kesit, son eseri neredeyse yarım asırlık olan başka zamana, başka çağa ait bir mimar. Postmodernizm karmaşası ve birçok diğer “çağdaş” ilgi ve meşgale yüzünden geçtiğimiz 40 yıl içerisinde fikir ve görüşleri hızla bir kenara kaldırılsa da, Mies, tıpkı her binası gibi bugün -neredeyse zıt bir ifadeyle- bir tarihi eser. Yapıları şimdi bize ilk inşa, tecrübe ve takdim edildikleri zamanlarda veremedikleri nasıl bir bilgi verebilir? Bugün Mies’e dönmemizin nedeni de bu soru. 

1960’lı yılların sonlarında yaşamının sonuna yaklaşıyor ve görme yetisi ile fiziksel hareket becerisi azalıyorken, Mies, son başyapıtı olan Neues Staatsgallerie’yi inşa halinde görmek için son bir kez Chicago’dan Berlin’e seyahat etmişti. Yolculuğu sırasında Mies onu şantiyeye götüren araçtan inemeyecek kadar fiziksel güçlük içindeydi. Ziyareti sırasında çekilen dokunaklı bir fotoğrafta Mies’i, kendisini oraya götüren Mercedes’in camından bakarken görüyoruz. Yaşlı mimar fotoğrafta şantiye alanına doğru boş gözlerle bakarak oturuyor; tamamen camdan oluşan müzenin, çelik kolonlar üzerinde kahramanca bir hareketle ‘uzay çatıya’ yükselip binayı vurgulayan çelik rendesini seyre dalıyor. Böylece Mies, kariyerine duvarları olmayan bir müzenin yükselişine tanıklık ederek son veriyor. Geri dönüp baktığımızda bunun -sanatın alışkın olduğu şekillerde sergilenebilmesi için normalde ihtiyaç duyduğu ve görmeyi beklediği duvarlar olmadan- bir müzenin sanat eserlerini halk için nasıl ve nerede sergilemesi gerektiğine dair verilmiş bir cevap olduğunu görüyoruz. Bu da sanırım Mies’in gerçek dehasına işaret ediyor: Kalıcı güzelliğe sahip bina ve mekanlar oluştururken, bunları, güzelliklerle karşılaşan herkese yöneltilen sorular biçiminde tasarlamak. En nadide ve baki türden bir modern biçim… 

Brett Steele, AA School’un direktörüdür.

Yorumları Gör (0)

Cevap bırak

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

© 2019 Port Magazine
Tüm Hakları Saklıdır.

Başa Git