Okunan Makale:
Ma’nın mimarı İsozaki

Ma’nın mimarı İsozaki

Yazı Benan Kapucu, İllüstrasyon MOCA

Hiroşima ve Nagazaki’ye nükleer bomba atıldığı zaman 14 yaşındaydı. “Dünyayı anlamaya başlayabilecek yaştayken yaşadığım yer yakıldı” diyor, “Hiroşima’da patlama merkezine yakın bir yerde büyüdüm. Her yer harabeye dönmüştü. Benim mimariyle ilgili ilk deneyimim mimarlık yoksunluğuydu; bina yoktu, şehir bile yoktu.”

Arata İsozaki, insanların evlerini ve şehirlerini yeniden nasıl inşa edebileceğine dair işte o zaman kafa yormaya başlamıştı. 1954’de Tokyo Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Kenzo Tange’nin yanında mesleğe başlayan Isozaki, tasarımlarında nesneler arasındaki boşlukları tanımlayan ‘Ma’ felsefesinden yararlanır: “Seslerin arasındaki sessizliğin, es’lerin olduğu boşluktur ‘Ma’. Mekan önemlidir, ama mekanlar arasındaki boşluk daha önemlidir.”

Hyatt Foundation Başkanı Tom Pritzker, “Batı medeniyetlerinin Doğu’yu geleneksel olarak etkilediği bir dönemde Japonya dışında inşa eden ilk Japon mimarlardan biri. Küresel bir dünyada mimarinin bu iletişime ihtiyacı var” diye takdim ediyordu onu. Zamanının ötesinde olan çizgisiyle, taklit ederek ya da kolaj yaparak değil, yeni bir dil bularak Doğu ve Batı arasında mimari diyaloğu geliştiren bir vizyoner olduğu için… 60’lardan bu yana Isozaki, hep avangardı benimsedi, hiçbir zaman statükoyu tekrarlamadı, tersine ona meydan okudu. Köklerini Japonya’dan alan ileri görüşlü yaklaşımıyla, yerel uygulamalardan hi-tech mimariye, organik tasarımdan brütalizme farklı tarzları birleştiren projeler üretti. 

“Farklı olmak, kişiliğimin bir parçası. Tek bir tarza bağlı kalmadan, mimariyi bir çözüm olarak değerlendirip o anki duruma ve çevreye göre tasarım yaparım” diyor İsozaki, “Bu nedenle üslup her seferinde farklı ve bence de öyle olmalı.”Çağdaş dünya mimarisindeki en etkili figürlerden biri olmasının nedeni de elbette, derin bir felsefe, tarih, teori ve kültür bilgisinden beslenen yeni fikirleri denemekten korkmuyor olması.

RIBA Altın Madalyası, Leone d’Oro ödüllerinin de sahibi olan İsozaki, mimarlık ve kentleşmeye dair farklı bir vizyona sahip olduğunu, henüz kariyerinin başındayken 60’larda tasarladığı, çokkatlı Uçan Şehir projesinde de göstermişti. Anavatanı Japonya’daki ilk eserleri arasındaki Ōita Bölge Kütüphanesi (1966), yeni brütalizm ve metabolist mimari manifestosu olarak mimarlık tarihinde yerini almış durumda. Kitakyushu Merkez Kütüphanesi (1974) ve Gunma Modern Sanat Müzesi (1974) gibi projeler daha kişisel mimari anlayışını net biçimde ortaya koyuyor. Müzeyi boşluk ve çerçevelerin tanımladığı bir mekan olarak gören Isozaki, müzeyi bu anlayışla kurgulamış. Metaforik anlamda tasarımın temel taşı işlevi gören 12 metrelik küp, yapısal hafiflik sağlıyor ve mimarlığı maddesel olmaktan çıkarıyor. Küpün içinde hiçbir oransal hiyerarşi söz konusu değil; o yüzden sakin ve yalın bir karakteri var. 

“Silindirin retoriği” dediği Los Angeles’taki Çağdaş Sanat Müzesi’ni (1986) ve biçim oyunlarıyla Florida’daki post-modern Team Disney (1991), Barselona’da 1992 Olimpiyatları için yapılan Sant Jordi Stadyumu, Pekin’deki CAFA (Çin Merkez Güzel Sanatlar Akademisi, 2008) ya da Guangdong’daki Shenzhen Kültür Merkezi (2007) en bilinen işleri arasında. 2011’de tsunami felaketi yaşayan Japonya için Anish Kapoor ile birlikte tasarladığı geçici şişme yapı Ark Nova (2013) ve Milano’daki güçlü ve zarif Allianz Kulesi (2018) bugün bile mimarlığının olağanüstü dinamizmini koruduğunun ispatı.

Yorumları Gör (0)

Cevap bırak

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

© 2019 Port Magazine
Tüm Hakları Saklıdır.

Başa Git