Okunan Makale:
Alessandro Mendini’nin ardından

Alessandro Mendini’nin ardından

Yazı Alyn Griffiths, Fotoğraf Alberto Zanetti

Alessandro Mendini, her gün, Milano’nun Porta Romana mahallesindeki mütevazı dairesinden çıkıp, erkek kardeşi Francesco ve tasarımcı ve mimarlardan oluşan yaklaşık 15 kişilik ekibiyle beraber çalıştığı alt kattaki atölyesine iniyordu. Mendini, ömrünün son 60 yılını tasarımın geliştirilme ve algılanma biçimine meydan okuyarak geçirdi ve son yıllarında her zaman olduğundan daha da meşguldü. “Çok çalışıyorum” diyordu ölümünden dört sene önce evini ziyaret ettiğimizde, bu çalışmanın her anından zevk aldığını belli eden nevi şahsına münhasır bir gülümsemeyle. “Belki eskiden daha az çalışıyordum; ama şimdi çok çalışıyorum.”

New Balance marka spor ayakkabıları, kaşlarını örten gözlükleri, keten pantolonu ve gömleğiyle hatırladığımız Mendini tam bir İtalyan tasarım ustasıydı. Fakat, mükemmel kariyerine ve onu sürekli olarak meşgul tutan kesintisiz proje akışına rağmen, bunca senedir yaptığı şeyin tam olarak ne olduğunu ifade etmekte zaman zaman güçlük çekiyordu. “Her şeyim; ya da hiçbir şey”, demişti düşünceli bir edayla; “Belki bir tasarımcıyımdır, belki de değilimdir; belki bir zanaatkarımdır belki de değilimdir; belki bir gazeteciyimdir belki de değilimdir; belki bir yazar ya da sanatçıyımdır; belki de bunların ikisi de değilimdir”. 

Elbette Mendini, bu saydıklarının hepsi ve daha fazlasıydı; bu kadar çok çalışmaya alışık olmasının sebebi de buydu zaten. Dur durak bilmeden atölyesinde koşturup duran Mendini’nin zindeliğinde bu kesintisiz faaliyetin de payı vardı muhakkak. Fakat, bu durumun dezavantajları da yok değildi: Mendini, darmadağınık masasının ardından, “Bergamo yakınlarında çok güzel bir evim var; ama hiç gidemiyorum” diye seslenmişti; “hayal gücümle çalışmayı seviyorum; benim hayatım bu.”

Mendini, 1989 yılında kardeşi Francesco’yla birlikte Atelier Mendini’yi kurmadan önce, İtalya’nın uluslararası tasarım arenasında küresel bir güç olarak yerini tesis etmesinde çok önemli bir rol oynadı. 1959 yılında, Milano Politeknik Üniversitesi mimarlık fakültesinden mezun olan Mendini, bir müddet tasarımcı Marcello Nizzoli’nin atölyesinde çalıştıktan sonra yayıncılık sektörüne geçerek, on beş yıl boyunca İtalya’nın en önemli tasarım dergilerinden üçünün editörlüğünü yürüttü: Casabella, Domus ve Modo. İlk mimarlık işlerini ancak 50 yaşında alabildi; bunlardan biri de Hollanda’daki Groninger  Müzesi’nin tasarımıydı.  

Mendini, 1960 ve 1970’lerde, kitlesel olarak üretilen modernist tasarımın ticari ve fonksiyonel kısıtlarını reddederek, çarpıcı renklerle kültürel referansları harmanlayan Radikal Tasarım hareketinin önde gelen üyeleri arasındaydı. 1979’da, Ettore Sottsass’la beraber deneysel tasarım kolektifi Studio Alchimia’yı kurdu; Sottsass, sonradan, ticaret odaklı Memphis grubunu kurmak için kolektiften ayrılacaktı. Mendini, bu dönemde tasarımcı, editör ve küratör olarak ortaya koyduğu etkileyici ürünlerle, günümüzde hala tasarımcıları etkilemeye devam eden postmodern tasarım hareketinin temellerinin atılmasına yardımcı oldu. 

New York Museum of Arts and Design’ın direktörü Glenn Adamson, Mendini’yi şu sözlerle anıyor: “O, düşünsel bir motivasyon kaynağıydı; kışkırtıcı fikirlerini pekala uygulamaya koymayı da bilen bir kuramcıydı. Bazen, tasarımcılığıyla editörlüğünü harmanlayıp yaratıcı çalışmalarını başka yeteneklerin bağlamına yerleştirirdi. Mendini, yaratıcılığı bir tür kolaj ve iş birliği ürünü olarak düşünürdü; bu anlamda, postmodernizmi mükemmel bir şekilde temsil ettiğini düşünüyorum.” Eserleri, Sottsass da dahil olmak üzere dönemin diğer bazı tasarımcılarınınkiler kadar iyi bilinmese de Mendini sektörün en büyük düşünürlerinden biri olarak saygıyla anılıyor. 

Mendini, kariyerinin son yirmi yılında, daha ziyade Alessi, Swatch, Hermès ve Swarovski gibi markalar için mobilya, lamba ve başka ürünler tasarladı. Bunlar, esasen kitlesel tüketim için üretilmiş nesneler olsa da, Mendini’nin radikal vizyonunun izdüşümü olan nüktedanlık ve estetik ihtişamdan izler taşıyorlar. “Dünyadaki sorunlar o kadar çok ve çözülmeleri o kadar zor ki, bir tasarımcı olarak insan aklını kaçırabilir” demişti Mendini; “Ütopyacı yanımı korumaya çalışıyorum; kim bilir, belki de [bir ürünün] güzelliği bir çözüm olasılığı sunabilir. Dünyadaki alametlerin olumlu bir şeye işaret ettiğini düşünmekten yanayım.”

Mendini, vaktinin çoğunu müşterilerle yüz yüze ya da telefonda konuşarak, öğrencilerine danışmanlık yaparak ve “yüzlerce röportaj” vererek geçiriyordu. Vaktinin geri kalanını ise, ofisi hemen yan odada olan Francesco’yla ya da atölyede, dünyanın dört bir köşesinden sipariş edilen projeler üzerine çalışan ekibiyle fikir alışverişinde bulunarak geçiriyordu. Üst kattaki daire, Mendini’ye, sığınabileceği bir liman, insanların taleplerinden kaçıp yeni fikirlere odaklanabileceği bir alan sunuyordu. “İşimin en önemli kısmı, yeni fikirler üretip bunları kağıda dökmek” diye açıklamıştı Mendini, önündeki yığınla bilmecemsi taslağı göstererek; “o yüzden günün bir kısmını yalnız başıma geçirmeliyim. Üst kattaki evimde tek başıma tefekküre dalmalı, sonra da aşağıya inip insanlarla konuşmalıyım”.  

Mendini’nin evi, 20. yüzyılın başında lokomotif üreten bir fabrikada çalışan işçiler için inşa edilmiş onlarca daireden biri. Atölye, fabrikanın çalıştığı günlerde trenlerin belirli parçalarının depolandığı hemen bitişikteki yüksek tavanlı antrepoda yer alıyordu. Mendini, eklektik bir dizi sanat eseri ve mobilya ile dekore edilmiş, kendisine ait tek tük tasarımın yer aldığı ufak bir dairede oturuyordu. “Dağ evimde çok güzel parçalar var; buradaki hayatım ise çok sade” demişti. Yine de, arkadaşlarına ve hayran olduğu sanatçılara ait sanat eserleri göze çarpıyor; Britanyalı tasarımcı Tom Dixon’a ait bir sandalye ve grafik sanatçısı Massimo Giacon imzalı bir duvar süsü de bunların arasında. 

Yorumları Gör (0)

Cevap bırak

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

© 2019 Port Magazine
Tüm Hakları Saklıdır.

Başa Git