Okunan Makale:
Aksiyon dolu kariyerler

Aksiyon dolu kariyerler

Yazı Jim Dowdall

Aslında dublörlük kariyeri benim aklıma bir anda girmişti.

Özel okul eğitiminin şüpheli nimetlerinden faydalanıp lise diplomamı alınca okulu bırakmıştım. (Bu arada Prens Charles ile sıra arkadaşı olmama rağmen bir futbol maçında kendisini yumrukladığımdandır herhalde, saraya hiçbir zaman davet edilmedim.) Hemen sonra sirkte çalıştığım kısa bir sürenin ardından, filmler için silah üreten bir yerde staja başlamıştım. Dublörlükte ilerleyebileceğimi ise, bu süre zarfında ilk defa gittiğim set olanWhere Eagles Dare filminde, Clint Eastwood tarafından vurulup karşılığında haftalık maaşımın tamamını bir günde kazandığımda fark ettiğimi hatırlıyorum. 

Dublörlerin aktörlere eşit olduğunu gösteren kartı alabilmek için fazladan iş almaya başladım ve böylece çeşitli dublörlükler yaptım. O zamanlar tehlikeli sahne dublörleri her şeye “Şimdi patronu biraz pataklayacağım” diye cevap veren, darbe sonucu zarar görmüş kulaklara sahip eski boksörler olarak bilinirlerdi. Bugün sahip olduğumuz yetenek ve deneyimler söz konusu değildi; sadece ‘kan sözleşmesi’ adını verdiğimiz, film yapımcılarını tüm sorumluluklardan muaf tutan bir kağıt imzalar ve fazladan para alırdık. 

1973’te ise dublörler bir araya gelip sendika kurarak mesleği bugünkü haline getirdiler. Ben genç olduğum için çok fazla iş alamıyordum ama televizyon için birkaç iş yaptıktan sonra, The Eagle Has Landed filminde Michael Caine’in paraşütçülerinden biri olarak rol alabildim. Ve o yaz muhteşem geçti… Çünkü filmde bir sahnem vardı, prodüksiyon benim İkinci Dünya Savaşı döneminden kalma bir jeep aracımı kiralamıştı ve hep setteydim. Altın çağım başlıyordu. 

Hemen ardından A Bridge Too Far filmindeki paraşüt atlayışlarını görmek için yepyeni Harley-Davidson’ımla Hollanda’ya gittim. Orada da bir iş aldım ve iki hafta boyunca motosikletimin arkasındaki bir pantolon, bir gömlek, bir çift çorap ve iki çift iç çamaşırıyla yaşadım. Bir filmden ötekine giderken her dublör gibi benim yaşamım da oldukça yoğun ve göçebe bir halde geçiyordu. Artık uzun metrajlı filmlerde çalışmasam da, acil bir iş için birileri ararsa diye hazırlıklı olmak için bugün bile kapının yanında bir gecelik kıyafetlerimin yer aldığı bir çanta bulunduruyorum. 

En son çalıştığım uzun metrajlı film, harika zaman geçirdiğim, Fury idi. Oradaki tüm askeri araçlardan ben sorumluydum ama haftanın altı günü, sabah dörtlere beşlere kadar çalışmak zorundaydım ve ‘bu görev için fazla yaşlı’ olduğumu düşünmüştüm. 

Dublörlerin fazla gözü kara ya da adrenalin bağımlısı insanlar olduğuna dair romantik bir ön yargı var. Meslek sicilinde “BASE jump” (yüksek bina ya da uçurum gibi yerlerden paraşütle atlama) yapan dublörler de var elbette ama o kişilerin bunu yapabilmek için olağanüstü yetkinlik ve deneyimlere sahip olmaları gerekiyor. Tehlikeli sahne çekimleri içinde aynısı geçerli. Güvenli bir tehlikeli sahne çekimi diye bir şey yok… Fakat darbe anına kadar kontrol sizde oluyor ve darbeden sonra da her şey doğaçlamayla ilerliyor; yani riskin -mümkün olduğunca- büyük bir kısmını ortadan kaldırmak sizin elinizde.

Bir tehlikeli sahne dublörü olarak kariyerinizde ilerledikçe, kabiliyetlerinizin neleri kapsadığını, size nelerin destek olabileceğini ve nelerin sizi hayatta tutabileceğini öğreniyorsunuz. Benim görevim bir yönetmene veya yapımcıya hayalindeki şeyi vermek olsa da, önceliğim, bütçe ve lokasyonu göz önünde bulundurup, realitede güvenliğimden emin olmak. Tabii bugün artık bilgisayarlar tehlikeli sahnelere yepyeni bir boyut getirdi. Yaptığınız hareketler post-prodüksiyon aşamasında bilgisayarlarla abartılı hale getirilebiliyor, uzatılabiliyor, yavaşlatılabiliyor ya da hızlandırılabiliyor. Bir de motion capture var ki o da müthiş bir kategori ama orada yine rolü ilk bizim canlandırmamız gerekiyor.

Kısacası, birilerinin bugün halen filmlerde havadan atlaması ya da merdivenlerden yuvarlanması gerekiyor ve sinema olduğu sürece bu böyle devam edeceğe benziyor. 

Tehlikeli sahne dublörleri arasında büyük ihtimalle Jim Dowdall kadar engin tecrübeye sahip biri daha olmayabilir. Star Wars’da fırtına birliğiyle merdivenlerden düşen, Goldeneye filminde St Petersburg’da tank süren ya da The English Patient filminde kum tepesinden yuvarlanan Dowdall (ve de İkinci Dünya Savaşı dönemine ait araçlardan oluşan ilginç koleksiyonu) son 50 yılda pek çok heyecanlı aksiyon sahnesinde yer aldı. 

Yorumları Gör (0)

Cevap bırak

E-posta adresiniz kimseyle paylaşılmayacak.

© 2019 Port Magazine
Tüm Hakları Saklıdır.

Başa Git